death2birth

5/9/2007 - Parıldasın Ruhum Cumartesi Güneşi Gibi...

Bu parıltıyı çok özledim

Baktığımda aynaya

Feri kaçmış bir çift bakış görmek

Karanlıkta aydınlanmayan kuyular

Hücreler gibiydi

 

Öyle bir parıltı ki bu

Dünyayı aydınlatan

Solgun

Ölgün bedenleri,canları

Hayata bağlayan

Hayat suyu gibi

 

Aynalarda ışıldayan

Pırıl pırıl parlayan

Güneş vuran deniz gibi

Gözünü alır ya hani

Ama bakmaya doyamazsın

Hep bakmak istersin

Bakamadıkça artar bu istek

Seyr-i alemde mutlusundur denizi

Bu pırıl pırıl parlayan ışık huzmesinin tanımı bu sanırım

Aynalardan kaçmama sebebim

Aydınlık günlerin

Sıcak güneşin nedeni bu olsa gerek

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/5/2007 - Hiç,hiç kimse,hiç bir zaman,hiç bir şey

Hiçlik denizinde boğuldu mu “hiç” bedenin?

Yada ıstırap nedir hissettin mi?

Ama kolayına kaçmadan

Bisikletten düştüğünde hissettiğin ıstırap değil

Başlangıçla bitiş arasında

Varla yok arasındaki buğulu zamanda

Bedenin bile çelişkisinde

Dünyanın bile çelişkisinde

Gerçekle düş arasında kaldığında

Hissettin mi hiç “hiç”liği?

Düşündün mü?

Hiç olarak doğup hiç olarak ölmek nasıldır?

Hiçliğin ıstırabını duydun mu ?

Dolaşım sisteminin eridiğini hissettin mi?

Kalbin balçık içinde kaldı mı “hiç”?

Katranla sıvadın mı hiç ruhunu?

Hiç hiçliği yaşadın mı?

Ne başlangıç olmak

Ne de bitiş

Sadece “hiç” olmak

Hiç kimse olmak

Beyaz bayrak salladın mı “hiç” hiçliğe

Haykırdın mı var gücünle

Kulakların çınlayana kadar?

Hıçkırıklara boğuldun mu “hiç”

Hiçliğe isyan ederken?

Duymadığında hiçlik seni,ağladın mı hiç?

Karanlık korkun hiçlik korkundan üstün geldi mi?

Hiç..

Hiçliğin yaptığı oyunları bulamamaya alıştım artık..

En zor yerden bulup çıkarıveriyor karşıma

Pandora’nın kutusuna mı hapsetmeli seni

Nerelere kapamalı ki

Hiçlik bir nebze olsun anlam kazansın…

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/5/2007 - düşler tiyatrosundaki kukla...

iplerim canımı yaktı ilk kez bugün...
hangi ipler mi?
hadi yapmayın hepimizde olan hani
hani şu misinadan olan
hee bi de tepemizde 2 tane çıtanın
birleşimiyle olumuş
bi tahta parçası var
ona bağlı işte misinalarımız
ve tepede yönetmenimiz var..
bazen çok acımasız oluyo bu yönetmen
defalarca aynı sahneyi oynattırıyo
bazen misinalar canımı çok acıtıyo...
dayanılmıycak kadar acıyı hiç bi zaman tadmadım
hep her yaşadığıma bu diğerinden daha kötü dedim...
oyun bitene kadar böyle diycem sanırım..
senin düşündeki oyunda
oyunayan kuklarız...
senin yarattığım ruh üflediğin
us kattığın
bi damla sudan ve kan hücrelerinden
meydana gelme
milyarlarca kukla...
bazen misinalarımızı sıkı tutup acıtsada benliğimizi...
kuklayız biz...
senin düşler tiyatrondaki milyarlarca kukla...
uyandığında iplerimizi kopucak ve...
"tiyatro kapandı..hayır,taşınmadık temelli kapandı"
yazıcak kapında...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/5/2007 - beyhude olmak

sadece beyhude olmaktı dileğim şu hayatta ne kadar dolarsa bu bardak o kadar boşaltılıyo çünkü içleri
hepmizi robotlaştıran durgunlatıran bi metafor gibi...ne kadar dolarsa us ne kadar dolarsa tin metafor da
onun aksine işleyen bi mekanizma gibi...tini benden alıp çok uzaklara götüren siyah giyen adam gibi...
yalvardım hâlbu ki ona bu küçücük bedenimle...yakarışlarımı duymadı kimse...
beyhude kılınmak istedi bu  bünye o günden sonra...yaşayamazdı da zaten bu bünye...yalvarışlarımı duyan
olmamıştı..sesime kulak veren bi tek insancık yoktu kimse o kapkara koridolarda...sonunda ışık olan
cennet kapısı  gibi olan kapının sonunda belirsin diye birileri bekledim...ama kimse yoktu orda..
yaşam kadar acı-tatlı,berrak-bulanık gözüken bu kapıda kimse yoktu...beyhude olmuştum işte...
istediğimi elde etmiştim...uçurtmalarım uçucaktı artık sevdiceğim istanbulun şevkatli kollarında..
kimbilir belki de uçurtma uçurtmak da benim cennetimdir...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/1/2007 - elma şekeri

dışının parlaklığı
dünyayı balçıkla temizlemeye çalıştığımız
parlak yapılar gibi
parlaklık gittikten sonra
yani biraz yedikten sonra
ortaya çıkan mat kırmızı
boyalı gerçeklerin
makyajlarının temizlenip
70'lik suratların kendileriyle kalışı gibi
o kırmızılık yerini elmanın
insanların kendisiyle kaldığı nokta
çevredeki insanlara
hatta
yer yer
zaman zaman
kendilerine  bile itiraf edemedikleri
şeffaflaştıkları nokta
elmanın kırmızı kabuğu
yavaş yavaş soyulduktan sonra
geriye kalan beyazlık
dünyaya alışma noktası gibi
ve en son noktaya yaklaştığımızda alışmak
belki de ancak o zaman başarabilmek
ve elma şekerimizin sevmediğimiz yeri
sapındaki tohumlar
hayatta tek yapayalnız olduğumuzu
insanlara hiçbir zaman güvenemeyeceğimizi
anladığımız nokta gibi
-ki bu nokta canımızı en çok acıtandır-
biz elma şekerini yerken
onun çektiği acıyı tadıveririz ansızın
bizim acılarımızz benzer onun çektikleri d
e...

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

they say we all lose 21 grams at the exact moment of our death.everyone..but how much fits into 21 grams?!

Bağlantılar

• Ana Sayfa
• Profilim
• Arşiv
• e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

• ysuf3000